Sardeis’te Altın ve Gümüş Saflaştırma

Crawford H. Greenewalt, jr., Nicholas Cahill'in eklemesi ile

Giriş

Altın ve gümüş, nehir ve akarsu yataklarındaki alüvyal birikintilerde küçük tanecikler ve külçeler biçimindeki doğal bir alaşım olarak, beraber ortaya çıkmaktadır. Bu alaşıma yaygın olarak elektrum; alüvyal tortulardan çıkarılan elektruma ise ikincil ya da plaser (alüvyon/alüvyon maden yatağı) altın denilmektedir. İkincil ya da plaser altın çok meşhur olarak antik kentin içinden geçen Paktolus Çayı’nda fakat ayrıca Tmolus Dağı’nın (modern Boz Dağ) kuzey tarafındaki diğer akarsuların yataklarında olmak üzere Sardeis bölgesinde bulunmaktadır.1

Sikke Darbı ve Bunun Metal Arıtımına Etkileri

MÖ yedinci yüzyılda madeni paranın icadı ve en erken sikkeler için elektrumun kullanılması (bkz. Kroll, “Sardeis Sikkeleri”) doğal alaşımı, alaşımdaki gümüş içeriğini arttırarak ve ya altın ile gümüşü ayrıştırarak değiştirme çabalarını harekete geçirmiş olabilirdi. Böylesi değişiklikler için kanıt MÖ geç yedinci - erken altıncı yüzyıl elektrum sikkelerinin ikincil altın normallerinden daha yüksek oranda gümüş içermesi ki bu da gümüş içeriğinin yapay olarak yükseltildiğine işaret etmektedir ve MÖ altıncı yüzyıl ortalarından kısa zaman öncesinde (Kroisos yönetimi sırasında) basılan sikkelerin bağımsız olarak saf altın ve saf gümüşten olmasıdır. Ramage ve Craddock sementasyon-ayrıştırma sürecinin doğrudan takasın vasıtası olarak kabul edilen madeni para sisteminin ortaya çıkışı ile ilgili olduğunu; sikkelerin tutarlı saflığına -bu saflığı çok değişken gümüş ayarına sahip alüvyal altın ile elde etmek zordur- duyulan ihtiyacın, alüvyal altını (çekirdeğinde olduğu kadar yüzeyinde de) gümüş ve altına ayrıştıracak bir işlemin gelişmesini tetiklediğini iddia etmişlerdir (Alüvyal altının yüzeyini zenginleştirmek ve yüzeydeki gümüşü çıkararak yüzeyin daha koyu sarı görünmesini sağlamak için bununla ilgili bir işlem uzun sürelerden beri bilinmektedir).

Sardeis'te Arıtım İşlemi

Elektrumdan altın ve gümüş elde etme işlemi Sardeis’te MÖ altıncı yüzyılın ilk yarısında Paktolus Çayı’na yakın, şehir duvarları dışındaki basit donanımlarda başarılmıştır (Şek. 1).1 Arkeolojik kalıntılardan iki metalürjik teknik doğrudan tespit edilmiştir: ikincil ya da plaser altının içindeki gümüşü ve diğer metalleri altından ayrıştırmak için kullanılan sementasyon ve sementasyon sonrası gümüşün metalik formunu geri kazanması ve belki de sementasyon öncesi ikincil veya plaser altının içinde altın ve gümüş ile beraber bulunan temel metalleri (bakır gibi) ayırmak için kullanılan küpellasyon.

Sementasyon PN Sektöründe küçük kerpiç ocaklarda gerçekleştirilmişti. Ayrıştırma işlemi için hazırlıkta, geniş parçalar halindeki elektrum, tepkime için daha geniş yüzeyler yaratmak adına muhtemelen tuz (belki ayrıca sülfitler, alüminyum sülfat da dahil) gibi aracı ayrıştırıcılar eşliğinde dövülerek ince saclar haline getirilirdi. Bu saclar ve alüvyal altının küçük tanecikleri arasına tuz tabakaları ile muhtemelen karışık şekilde kaba keramik kaplar içindeki kil ya da kerpiç tozu “taşıyıcılar” sıkıştırılırdı. Bu kaplar Lidya pişirme kaplarını andırmaktadır ki onları içeriyor da olabilir (No. 61, 63; Şek. 2). Dolu muhafaza kapları ocaklara yerleştirilip 800° C gibi nispeten düşük sıcaklıklarda uzun saatler hatta belki günlerce ısıtılırdı. Isıtma sürecinde tuz buharı elektrum ile tepkimeye girer ve gümüşü, yanı başındaki kil ve kerpiç tozu “taşıyıcılar”ı da içeren kil materyallerce, keramik kaplarca ve ocağın kerpiçlerince tutulan gümüş klorüre çevirirdi. İşlemden sonra altın temelde saf hâle gelirdi.

Sementasyondan sonra altın test edilirdi ya da sağlığını belirlemek için denenirdi, daha sonra toplanarak şehrin başka bir yerine büyük miktarlarda konsolidasyon için götürülürdü (PN Sektöründe maden potalarının yokluğu konsolidasyonun başka bir yerde yapıldığını göstermektedir). Saflığını kontrol etmek için altın parçaları sementasyon için kullanılanlara benzer kaba gereçlerin parçaları üzerinde (bunun gibi üzerinde erimiş altının izlerini taşıyan birçok parça PN sektöründeki kazılarda ortaya çıkarılmıştır) eritilir, bir Lidya evinde bulunmuş olan No. 16 gibi, mihenk taşına sürtülür ve yüzeyde sürtme ile çıkan izler saflığı bilinen altın bir iğnenin oluşturduğu izler ile karşılaştırılırdı.2

Sementasyon esnasında elektrumdan ayrılan gümüş değerliydi ve onu geri kazanmak için öncelikle sementasyon esnasında gümüş tuzlarını soğuran ayrıştırma kaplarının killeri, tuz, kil ve kerpiç tozu (“taşıyıcılar”) ve ocağın kerpiçleri kurşun ile ergitilirdi. PN Sektöründeki kazılarda bir eritme ocağına ait olabilecek iki parça açığa çıkarılmıştır. Ergitme gümüş tuzlarını metalik gümüşe dönüştürür ve kurşun ile birleştirirdi. Daha sonra gümüş ve kurşun küpellasyonda ayrıştırılırdı. Maden potaları (İng. cupels; bu potaların şekilleri yazılı kaynaklarda tarif edilenden farklı olduğu için bunlara “kase ocakları” demek yerinde olacaktır) gözenekli duvarlıydı, yere gömülü bir sos tabağı şeklinde oyuklar gibi durmaktaydı (Şek. 3). Gümüş-kurşun alaşımı bu oyukların dibine yerleştirilir, yakacak ile kapatılır ve yükseltgen ortamda körükler vasıtasıyla yaklaşık 1100° C’ye kadar ısıtılırdı. Isı ve oksijenin birleşmesi temel metalleri yükseltger; böylece kurşun mürdesenk veyahut kurşun okside dönüşerek gümüşü serbest bırakırdı ki bu gümüş, kolayca çekilip alınabilecek şekilde sıklıkla düğme gibi bir formda (Şek. 4, 5) yoğunlaşırdı. Kazılarda 200 kadar “kase ocağı”nın yanı sıra demir bir üfleç borusunun ucu ve yüksek ısıya dayanabilecek şekilde tasarlanmış körük üfleçleri (maden ocağına hava veren borular, No. 15 gibi) açığa çıkarılmıştır.3

Ocaklar, ayrıştırma gereçlerinin parçaları (bazıları altın damlaları içermekte), altın sac parçaları ve ilişkili diğer materyaller, sementasyon işleminin herhangi bir yerde bilinen en erken kanıtlarıdır.

  • Şek. 1

    Sardis’teki PN Sektörü’nde altın saflaştırma işleminin canlandırma denemesi, ince levhaların üretilmesini (aşağıda solda), sementasyonu (yukarıda) ve küpellasyonu (aşağıda) göstermekte (Telif hakkı Sart Amerikan Hafriyat Heyeti / Harvard Üniversitesi)

  • Şek. 2

    PN Sektöründeki antik sementasyon fırınına kurulmuş Lidya pişirme kabı (Telif hakkı Sart Amerikan Hafriyat Heyeti / Harvard Üniversitesi)

  • Şek. 3

    PN Sektöründe metalik gümüşü kurşundan serbestleştiren maden potaları “cupel” (Telif hakkı Sart Amerikan Hafriyat Heyeti / Harvard Üniversitesi)

  • Şek. 4

    Mürdesenk “topak”ı, küpellasyonun yan ürünü; üst yüzeyinde gümüş bir “düğme”nin toplanıp çıkarıldığı yerde oluşan boşluğu göstermekte (Telif hakkı Sart Amerikan Hafriyat Heyeti / Harvard Üniversitesi)

  • Şek. 5

    PN sektöründen kurşun oksidi ve metal folyoları. (Crawford H. Greenewalt, jr. şahsi fotoğrafı)

Lidya Altını ve Elektrum: Son Sorular

Paktolos Çayı antik dönemde altını ile meşhurdu; Herodotus (1.93) bunu Lidya'da görülmeye değer iki şeyden biri olarak anlatır (Şek. 6).4 Bu, Lidyalılara muazzam bir zenginlik kazandırmış olmalı ve şehirlerini savunma duvarları ve teraslarla anıtlaştırmalarına ve Batı Anadolu'yu fethetmelerini sağlayacak askeri gücü oluşturmalarına olanak sağlamış olmalıdır.

Uzun bir süre boyunca Kuzey Paktolos'taki rafineri ve Lidya elektrum sikkeleri için kaynağın doğal olarak Paktolus'ta ve civardaki diğer çaylarda bulunan yüksek gümüş oranlı alüvyal altın olduğu varsayılır ve belirtilirdi.5 Antik yazarlar çoğu zaman altın ve elektrum ile altın ve Yunanların ifade ettiği şekilde “beyaz altın” arasındaki farka değinmezler; Herodotus Paktolus'taki altın taneciklerini tasvir ederken saf altından ya da elektrumdan bahsediyor olabilir. Günümüz biliminsanları Lidyalıların ilk sikkeleri altın ve gümüş yerine elektrumdan darp etmelerini Paktolus'un zengin elektrum kaynağına bağlarlar.

Bu çaylardan ve Sardeis civarındaki diğer kaynaklardan alınan doğal altın üzerinde yapılan son analizler, cevherin hemen hemen hiç gümüş içermediğini, özünde saf altın olduğunu ortaya koymuştur.6 Bu akla bir dizi soru getirir. Öncelikle eğer Lidyalılar saf altına sahip ise neden elektrum sikke darp ettiler ve bu elektrum nereden geldi? ve ikinci olarak eğer çaydan gelen altın saf altın ise Lidyalılar bu endüstriyel komplekste ne işlediler?

Mermnad sülalesinin en erken dönemlerinden itibaren Lidyalıların Troya ve civarına ilgileri büyüktü. “Altın zengini” Gyges, Astyra ve Cremaste gibi ünlü altın madenlerin yer aldığı “Troas'ın tamamını” kontrol altına almıştır. 7 Pergamon ve Atarneus arasındaki altın madenleri genç bir vali olarak Adramytteion yakınlarında görev yapan Krezüs'ün saltanatı sırasında işletilmekteydiler.8 Her ne kadar Herodotos Lidyalıların Ionia seferlerine odaklansa da, Lidyalıların Mysia ve Troas bölgelerine ilgileri, batı seferleri kadar belki de daha erken dönemlere tarihlenmektedir ve bunlar daha büyük bir stratejik öneme bağlı olabilirler. Ve bu bölgeden gelen altın önemli miktarda gümüş içermektedir.9 Buna bağlı olarak Lidya elektrum sikkelerinde kullanılan elektrumun Paktolos'tan değil ancak Troas'taki Lidya madenlerinden geldiğini ve Paktolos'tan gelen altının saf olmasından dolayı başka eserlerin yapımında ya da külçe olarak kullanıldığını varsayabiliriz.

Eğer Kuzey Paktolos'taki tesis Paktolos'tan gelen doğal elektrumun ayrıştırılmasında kullanılmıyorsa ne ayrıştırmaktaydı? Burayı büyük ölçekli, hükümdarlık kontrolü altında olan bir alan yerine konutsal komplekslerle çevrelenmiş küçük ölçekli bir işlik olarak da ele alabiliriz ve bu alan Lidya şehrinin merkezinde değil (ilk kazı yapıldığı yıllarda bu alanın merkezde olduğuna inanılıyordu) ancak banliyöde yer alan bir mekandı (bkz. Cahill, “Sardeis Şehri”).

Bu alan doğal cevheri işlemektense, artık kullanımda olmayan elektrum sikkelerin ve diğer objelerin saf gümüş ve altın olarak ayrıştırılmasının gerçekleştiği bir alan da olabilir.10 (NDC)

  • Şek. 6

    Sardeis’in yakınlarından alüvyal altın (Telif hakkı Sart Amerikan Hafriyat Heyeti / Harvard Üniversitesi)

Dipnotlar

  • 1Saflaştırma donanımları kazı sektörü PN’de (KuzeyPaktolus) konumlanmıştır. Bunlar 1968 ve 1969’da A. Ramage (Cornell Üniversitesi) denetiminde kazılmış olup, sonuçlar Ramage ve Craddock 2000’de basılmıştır.
  • 2Mihenk taşları altının bıraktığı izleri arttırmak için genellikle siyah ve ince granüllüdür ve Lidya altını ile ilişkili olmalarından ötürü genellikle “Lidya Taşları” olarak adlandırılmaktadır (Theophrastus, De Lapidibus 1.4; 7.46–47). Mihenk taşları Moore ve Oddy 1985 ve Ramage ve Craddock 2000, 247-248’de ele alınmaktadır.
  • 3İridyum-Osmiyum-Rutenyum alaşımları formunda bulunan Platin Grubu Elementi (PGE) katkıları alüvyal altında sıklıkla bulunur ve Lidya’nın elektrum ya da saflaştırılmış altın sikkelerinde düzenli olarak kendilerini gösterirler ancak PN sektöründe ortaya çıkarılan altın levhalarında bu katkılara rastlanmamıştır. Katkılar alüvyal altının ilk küpellasyon aşamasında ortamdan uzaklaştırılmış ve saflaştırılmış altın, sikkeler dışındaki başka çeşitlere yönlendirilmiş olabilirdi. Konu, Ramage ve Craddock 2000, 238–244 ve Craddock et al. 2005’de ele alınmıştır.
  • 4Paktolus'taki altın tozu (ψῆγμα [χρυσοῦ]) için erken bir kaynak Herodotus'tur (1.93, 5.101); diğer Yunan ve Roma kaynakları, Pedley 1972, 70–72 nos. 230, 242–255 içerisinde derlenmiştir. Antik kelime “elektrum” bazı modern biliminsanları tarafından sadece insan yapımı eserler için kullanılmaktadır, doğal kaynak için değil (Ramage and Craddock 2000, 168, 174 n. 1 içerisinde Cowell ve Hyne).
  • 5 Head 1887, xxxiv; Ramage and Craddock 2000, 17-23, ve daha başka birçok tartışma.
  • 6Cahill et al. yakında çıkacak.
  • 7Gyges: Archilochus fr. 15; Abydos ve Astyra: Strabo 13.1.22, 14.5.28. Cremaste: Xen. Hell. 4.8.37.
  • 8Pergamon ve Atarneus yakınlarındaki Lidya madenleri: Strabo 14.5.28, [Aristot] De Mirab. Ausc. 52. Adramytteion: Strabo 13.1.65; Adramytteion'da Krezüs: Nicolaus of Damascus, FGrHist 90 F65; Pedley 1972, no. 64; cf. Strabo 12.8.3, 13.1.8.
  • 9Cahill et al. yakında çıkacak.
  • 10Cahill et al. yakında çıkacak.