Orta Lidya’da Kültürel Mirasın Korunması

Christina Luke

Giriş

Türkiye’deki diğer yerler gibi Lidya’da da insanların yaşamları zengin bir kültürel miras içinde sürmektedir. Batı Anadolu’da Kurtuluş Savaşı, Smyrna (İzmir)’in ateşe verilmesi, Türk-Yunan nüfus mübadelesi ve Balkan göçü hâlen anılarda canlıdır. Lidya’da tepelerin yamaçlarında ve özellikle de Bin Tepe’deki tümülüslerdeki Türk (ve Yunan) savaş siperleri bu yakın geçmişin kanıtlarıdır. Daha uzak bir geçmiş de mevcuttur: Manisa ilinin her köşesinde Osmanlı Dönemi yapılarına rastlanır. Daha eskiye ait kültürel miras Orta Lidya’da Sardeis ile Manisa ve Uşak müzelerinde sergilenmektedir.

Bu kültür mozaiği İzmir’in doğu sınırında, Türkiye’nin en hızlı büyüyen bölgesindedir. Son on yılda buradaki şehirleşme ve tarımsal yayılım benzeri görülmemiş şekilde artmıştır. Bu yüzden doğal coğrafyanın ve kültürel sit alanlarının korunması en öncelikli iştir. Bu kitaptaki çeşitli makalelerin gösterdiği üzere, Lidya’nın zengin geçmişinin korunması gerekmektedir. Bu sit alanları ve anıtlara ilâveten sözlü geleneklerde rastlanan geçmiş toplumlara ev sahipliği yapmış coğrafyalar da korumaya alınmalıdır.

Sardeis’in ötesinde Orta Lidya’nın en iyi bilinen kültür mirası ünlü Lidya krallarının ve ailelerinin gömüldüğü Bin Tepe’dir (Şek. 1). Bu kireçtaşı sırt Hermos nehri (Gediz) ovasında yükselir ve Lidya’lıların ataları için dikkat çekici bir anma yeri meydana getirir. Bugün 116 tümülüs vardır; 20. yüzyılın başında ise 130 tanesi ayaktaydı. Demir Çağı’ndan önce Orta Lidya, Tunç Çağı merkezi Kaymakçı ve Hermos ile Gyges Gölü (Marmara Gölü)’nü çevreleyen tahkimli yerleşimlerin de dâhil olduğu çeşitli sit alanlarına ev sahipliği yapmıştır. Bunların ve diğer kültürel sit alanlarının ile anıtların korunmasına bütünsel yaklaşılmalı, bölgenin su ve kara manzarası kadar hâlen bölgede yaşayıp çalışan şehir ile taşra nüfusunu da kapsamalıdır.

  • Şek. 1

    İzmir-Ankara otoyolundan Bin Tepe. (Christopher Roosevelt ve Central Lydia Archaeological Project izni ile.)

Kültürel Miras

Lidya’nın Su Manzarası

Marmara (Gygaean) Gölü, Hermos nehri ve bunları çevreleyen dağlar (Figs. 2 ve 3) tarih boyunca, özellikle Sardeis ve Bin Tepe tümülüslerini ziyaret eden antik ve yakın geçmiş seyyahları tarafından övülmüştür. Bunlar heybetli Hermos’u geçme zorunluluğu karşısında çekinmişler, ama göl ve onun ekolojik çeşitliliği karşısında büyülenmişlerdir. 19. yüzyılın başlarında Raymond Chandler şöyle yazmıştı:

Sardeis’e gelmeden önce, ovanın karşı tarafında bazıları çok uzaklardan görülebilen birçok tepecik vardır. Bize bunların arkasında bir göl olduğu söylendi ve biz de ziyaret etmeye karar verdik… [Biz] sırtın arkasında, batıya doğu uzanan ve antik çağda Gygaea olarak bilinen göle ulaştık. Göl çok büyüktür ve balık kaynar. Rengi ve tadı sıradan bir gölet suyu gibidir; üzerinde sazlar yetişir. Birkaç kuğu ve kuğu yavrusu ve birçok su kuşu özellikle de sürüler hâlinde uçan ya da göl üzerinde ilerleyen martıya benzer bir tür gördük. Bunlar beyaz renklidir, ama başları tamamen siyahtır.1

1829’da John Fuller Marmara (Gygaean) Gölü’nü “yumuşak tepelerle çevrili çarşaf gibi su parçası. Çok sayıda av kuşu kamışların arasından çıkar ve sepetçi söğütleri kıyıları boyunca uzanır. Kenarındaki sığ sudan çıkan hasırotları kaplumbağa sürüleriyle kaplı” olarak tarif etmiştir.2 Fuller, Chandler ve diğerleri için doğal özellikler kültürel sit alanları kadar önemliydi.

Antik yazarlar da bölgenin doğal ve ekolojik güzellikleri hakkında yorumda bulunmuşlardır. Doğunun ünlü saraylarına ulaşmak için Kral Yolu’nu izleyenler Sardeis’ten geçiyordu. Homeros’a göre göl Lidya’lıların ata yurtlarını temsil etmekteydi: “Yıkıldın, Otrynteusoğlu, erlerin en korkuncu, buralarda oldu ölümün, oysa Gygaie Gölünün kıyılarında doğmuştun, orada babanın toprakları vardır, balığı bol Hyllos Irmağının orda, burgaçlı Hermos Irmağının kıyılarında.”3 Gyges Gölü bölgenin anası olarak Kybele kültü ile de ilişkiliydi (tanrıçanın kendisi dağlar ve sularla bağlantılıydı)4. Bu özellikleriyle Orta Lidya, bugünün şehirsel ve kırsal coğrafyası ile bölgenin geçmiş anılarında konumlandırmak için zengin sözel gelenekten yararlanan bir kültürel miras programı yaratmak için görülmemiş bir potansiyele sahiptir.

Tarihi anlatılarda ırmaklar da sıkça karşımıza çıkmaktadır. Herodotos’a göre büyük alüvyal ova “birçok nehrin içinden aktığı ve hepsinin en büyüğü olan Hermos’la birleştiği” bir yerdi.5 MS birinci yüzyılda Lucanus Hermos’un suladığı sürülmüş tarlalardan bahseder: “Orada toprak Paktolos’un altınla kaplı madenlerinden, onun kadar zengin Hermos’un sürülmüş tarlalardan geçtiği yerden çıkmasına izin verir.”6. Tarihin de hatırladığı üzere Paktolos’un suları altının getirdiği zenginliği sağlıyordu. Günümüzde su ihtiyacı Paktolos’u Temmuz’un başında kurutmaktadır; yine de Seneca daha hayat dolu günleri hatırlatmaktadır bize: “Lidya’nın Paktolos’u seni bereketli dalgalarıyla kıyı boyunca altın sularını çekerek taşıdı”7

Antik çağın ve yakın geçmişin seyyahları anlatılarında Lidya sularının –göller, çaylar, ırmaklar- onun mirasının bir parçası olduğunu göstermektedirler. Buna rağmen, yakın zamana kadar doğal kaynaklar daha büyük bir işletme planının parçası değildi. Bugün, Marmara Gölü barajı çoğu yıl için Gyges Gölü’nün doluluğunu sağlamaktadır. Yine de 1989’dan 1994’e ve yakın zamanda 2006’dan 2008’e kadar kuraklık dönemleri yaşanmıştır. Marmara Gölü, Demirköprü ve Avşar barajlarının inşasından önce, sıkça su baskınları meydan geliyordu. Öyle ki, 1966’da Hermos ovası tamamen sular altında kalmış ve Bin Tepe ada hâline gelmişti. Defineciler günlerce su baskını bitene kadar faaliyetlerini sürdürmüşlerdir.8 Şimdi Hermos sıkı kontrol altındır, ama artan şekilde kirlenmektedir. Gediz Havzası su yönetimi projesinin bir parçası olarak,9 Hermos ve Gyges Gölü koruma girişimi için belirlenmiş anahtar doğal unsurlardan biridir. Göl Ortabatı Türkiye’deki en büyük tatlı su kaynağıdır ve kuşlar ile diğer yaban hayatının barındırır.10 Üstelik sıkı (ve zorunlu) av yasakları balıkçılığı engellemektedir. Bu çeşitli ekolojik çevre ve göz alıcı manzaralar Orta Lidya coğrafyasının belkemiğini oluşturur. Antik kaynakların bahsettiği eski sular ve eski seyyahların gayretleri belki de koruma ve ekoturizmin gelişimi için cesaretlendirici olacaktır.11

Orta Lidya’nın Coğrafyası

Suyun Lidya’daki önemine ilaveten, başkentin kendisi (Sardeis) antik yazarlar tarafından, şehrin gerisinde modern Boz Dağ silsilesinin bir parçası olarak yükselen karlı ve heybetli Tmolos’un aşağısında bulunduğu söylenir (Şek. 4). Euripides Tmolos’u “Sardeis’lerinin şehrini kollarında tutan dağ” olarak tarif eder.12 Büyümenin gölgesi altında Sardeis’in kalıntıları hâlâ Tmolos’un tarafından çevrelenmektedir. Sardeis, Kaymakçı, Asartepe ve tümülüslerin zirvelerinden görülen doğal manzara tarih duygusu uyandırır. Bu tarihi coğrafya içinde Lidya’nın mirası sadece taşınabilir kültür varlığı (ya da taşınabilecek hâle getirilen) anlamda “arkeolojik geçmişi” kapsamaz. Lidya’nın zengin tarihi sicili bütün manzaraya aittir: sular, dağlar, ovalar, tarlalar, küçük köyler ve şehir merkezleri gibi.13

Bugün geçmişte olduğu gibi Hermos ovası Lidya’nın ekmek sepetidir. Organik zeytinyağı, güneşte kurutulmuş domatesler, kuru üzümler ve şeftaliler sürdürülebilir tarımsal programlara işaret etmektedir. Kuzeyde ve güneyde dağlarla çevrelenmiş geniş arazi parçaları kadar ovanın ortasındaki küçük daha küçük sırtlar ve silsileleri dinamik manzaranın parçalarıdır. İster kışın kar örtsün isterse yazın kırlara vuran ışığı dağ otlakları (yaylalar) ve topluluklarının görünümü tarla desenleri, fabrikalar, köyler ve şehirlerden ibaret gelişmiş alüvyal ovanın görüntüsünü dengelemektedir.

Gyges Gölü havzasının geleneksel tarımsal manzarası Bin Tepe’deki arazileri içermektedir. Bin Tepe 1. derece sit alanıdır ve ulaşıma kapalı olması büyümeyi kapıda tutmuştur. Birkaç yüz nüfuslu küçük köyler 30 yıl öncesine göre çok az değişmişlerdir. Gyges Gölü’nün dalgalı tepeleri, kıyıları ve sulak arazileri boyunca düzgün şekilde sıralanmış köyler birçok çiftçiye yuva sağladığı gibi bölgeye kırsal bir güzellik vermektedir. Geleneksel olarak buğday ve tütün temel geçim kaynaklarıdır. Tahıllar, domates, nohut, soğan ve diğer besin maddelerinin getirisi daha azdır. Geçen on yılda bağlar ve zeytinliklerin sayısı büyük ölçüde artmıştır. Üzerinde 100’ü aşkın tümülüsün bulunduğu Bin Tepe’nin dalgalı tepeleri ekili alanlar yüzünden çok düzenli fakat daha az ilginç bir görünüm kazanmıştır. Görünen alanların bu şekilde bozulması14 Bin Tepe’nin zengin görsel mozayiğinin ve kültürel mirasının korunmasını tehdit etmektedir.

  • Şek. 2

    Bin Tepe’den Sardeis ve Boz Dağ. (Christopher Roosevelt ve Central Lydia Archaeological Project izni ile.)

  • Şek. 3

    Gyges Gölü ve Bin Tepe’den görünüm. (Christopher Roosevelt ve Central Lydia Archaeological Project izni ile.)

  • Şek. 4

    Kaymakçı’dan Bozdağ. (Christopher Roosevelt ve Central Lydia Archaeological Project izni ile.)

Miras Yağması ve Tahribi: Sorun

Doğal çevrenin sembolizminin antik Lidya maddi kültürünün üretimi ve kullanımı üzerinde nasıl bir rol oynadığı sadece izole kalıntılardan anlaşılabilmektedir. Doğal ve kültürel coğrafyaların günlük yaşamdan asıl bir oynadığını gösterebilecek buluntu grupları oldukça azdır ve sadece Sardeis’ten bilinir. Mutfak kaplarındaki artıkların analizi Lidya’lıların yeme alışkanlıkları kadar tarımsal verimliliği hakkında da bilgi verir. Hem doğal hem de kültüre alınmış Lidya bitkileri antik polen örnekleri sayesinde yeniden kurgulanabilmektedir. Antik doğal ve kültürel coğrafyaya açılan diğer pencereler genellikle belirsizdir.

Zarifçe süslenmiş ve iyi döşenmiş mezar odaları önemli bilgiler sunabilirse de, el değmemiş bir mezara hâlen rastlanmamıştır. Bu, muazzam bir yağmanın Lidya’ya getirdiği ciddi bir tehdittir. Romalılar ve diğerleri bölgedeki anıtlara hasar vermiştir, ama Lidya kültürüne olan geniş ilgi, 19. yüzyılın ortasından sonlarına kadar İzmir’de büyüyen tarihî eser pazarının sonucudur.15 İzmir’den gelen iş adamları ve diplomatlar kalıntıları meslektaşlarına ve kurumlara yollamışlardır. Şahıslar kadar önce İngiltere sonra Amerika Birleşik Devletleri’ndeki kurumlar da bu malzemelere uluslararası ilginin doğmasında önemli bir rol üstlenmişlerdir. Yıllar boyunca kalıntılar çeşitli ellerde dolaşmış ve yolculukları nihayet özellikle sırasıyla Avrupa ve Amerika Birleşik Devletleri’ndeki bulunan Sotheby’s ve Christie’s müzayede salonlarında, ayrıca Türkiye, Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa’daki özel koleksiyonlarda son bulmuştur. Günümüzde talep dünya çapındadır ve bunda Birleşik Arap Emirlikleri başı çekmektedir.16

Son kırk yıl boyunca Lidya (ve Batı Anadolu) kökenli nesneler için istikrarlı bir talep oluşmuştur: Düver’den süslemeleri mimari levhalar, ünlü Karun (Lidya) Hazineleri’nden altın ve gümüş kepçeler, kabartmalı anıtlar en çok aranılan eserler arasındadır. Antik çağda Lidya’nın sınırları konusundaki belirsizlik yüzünden, müzayedelerde eserler Lidya, Doğu Yunan, Phryg, Pers ve Akhaimenid olarak tanımlanmaktadır. Yani Lidya’lılar Yunanistan’ın geçmişi kadar doğu ile ilgilenen koleksiyonerler için de caziptir.17

Eserlerin tanımları değişmekle birlikte, coğrafyanın yağması devam etmektedir. Lidya bölgesinin tamamı büyük çaplı ve yoğun yağmaya mazur kalmaktadır. Mermerin içinde altın bulunduğuna –jeolojik olarak imkânsız bir durum- dair hikâyelerin ve Lidya mezarlarından çıkan buluntu gruplarındaki altın ve gümüş nesnelerin cazibesine kapılan taş mezar peşindekiler için toprak yığma tepeler, yani tümülüsler her zaman bir engel teşkil etmiştir.Roma döneminden günümüze kadar tünellerle delik deşik edilen tümülüsler hâlen ihlal edilmektedir. 1949, 1995 ve 2006 tarihli hava fotoğraflarının gösterdiği üzere anıtlara –tümülüsler- verilen hasarın boyutları 1990’ların başından beri görülmemiş ölçüde artmıştır. Aslında bu fotoğraflardan elde edilen bilgiler Bin Tepe’den geçen otoyolun yakın zamanda genişletilmesi ve sulama için açılan kanal sistemi yağmayı teşvik etmiştir.

Bugün, bir zamanların el değmemiş Lidya mezarları büyük ölçüde yağmalanmıştır. Kaybolan bilgi paha biçilmezdir. Tek bir dokunulmamış mezardan, orijinal gömü buluntu grubunu, günlük eşyalar kadar lüks malları, iç duvarlardaki resimleri, heykeltraşi ve gömülen bireyleri öğrenebiliriz. Detaylı kalıntı analizleri boya, kil, parfüm için kullanılan tarifleri ve ölümden sonraki hayatta götürülen yemeklerin ne olduğunu açığa çıkarabilir. DNA verileri tek bir mezarda gömülü bireylerin genetik bağlarını belirleyebilir. Bölgedeki bir dizi mezar ve kontekstten gelecek böyle bilgiler Lidya toplumlarının yaşam biçimlerini yeniden kurgulama yolunda çarpıcı bir etki yaratacaktır.

Sardeis dışındaki mezarlar ile ilgili anıtların ve sit alanlarının korunmasına karşı duyulan ilginin derecesi belirsizidir. Daha 2008’da Lale Tepe tümülüs mezar odası ve içindeki canlı resimler acımasızca tahrip edilmiştir.18 Diğer gömü odalarındaki resimler ise uzun zamandan beri zor şartlar altındadır. Orta Lidya Arkeolojik Yüzey Araştırması (The Central Lydia Archaeological Survey – CLAS) tümülüslere tekrarlanan ziyaretlerinde durumlarını izleyerek her sezon sistematik şekilde yağmayı takip etmektedir. Bunlardan çıkan tek basit sonuç yağmanın her yıl devam ettiğidir.

Lidya ve Türkiye’nin diğer bölgelerindeki yağma kültürel miras konusunda tartışmalara sebep olmuştur, ama Lidya’nın mirası üzerindeki tartışmalar bütün bölgeyi kapsayacak bütünselci bir nitelikte olmalıdır. Tarihî haynakların gösterdiği üzere Lidya insanların yarattıkları ve kullandıklarından daha fazlasını ifade etmektedir; özel bir coğrafya hakkındadır. Bu coğrafyanın bir kısmı Gyges Gölü, Hermos nehri, bunları çevreleyen dağ sıraları ve Tmolos üzerindeki mevsimlik karlara işlemiş antik ruhani doğum ve yenilenmenin kendisidir. Sit alanlarının konuşlandığı ortam, coğrafyanın Lidya’daki hayatın pratik ve manevi unsurlarına, Kaymakçı’daki Tunç Çağı yerleşiminden krali Sardeis’e, Perslerin tahribinden Hellenizm merkezine zaman içinde nasıl hizmet ettiği konusunda bilgilendiricidir. Daha yakın zamanlarda bu manzaralar Osmanlı İmparatorluğu’nun son günlerine, Kurtuluş Savaşı’nda, yeni Türk Cumhuriyeti’nin nüfus mübadelelerine ve 1970’lerde ekonomik gelişmenin sonucunda yerleri değişen köylere ev sahipliği yapmıştır. Dolayısıyla, bir kültürel miras yağmalanıp yol edildiğinde o anıtlara işlemiş anılar da kaybolmaktadır. Üstelik çeşitli kültürel ve etnik grupların mesken tuttuğu ve geçimlerini sağladığı bir bölge kirlenince sosyal kimliklerin tarihî temeli de kirlenmektedir.

Günümüzde Orta Lidya: Çağdaş Miras

Sardeis’e en yakın şehirleşmiş merkez olan Salihli sürdürülebilir enerji kaynakları ve bölgede turizmin gelişimine odaklanmış çalışma grupları gibi yaratıcı yollarla genişlemeye devam etmektedir. Coğrafyadan istenilenler açıktır: daha büyük yollar, daha çok bina, genişleyen tarım arazileri, ekinlerin değişmesi… Bütün bunlar iş imkânları yaratacaktır. Ankara-İzmir otoyolu ve kuzeyde Bursa ve İstanbul’a ulaşan yolların kavşak noktası olarak Salihli filizlenen bir merkezdir. Yamaçlarda bulunan küçük yerleşmelerden biri olan Sart, Sardeis’in bulunduğu yerdir.

Kültürel mirasın köy sakinleri üzerindeki etkisi açıktır. 1958’den beri Sardeis kazısı en istikrarlı işverenler arasındadır. Sardeis aynı zamanda özellikle İzmir’den yapılan günlük ziyaretler için önemli bir turist noktası olmuştur. Tmolos’un eteklerindeki otoyolun üzerinde bulunan dört yıldızlı yeni Lidya-Sardes Oteli, Sardeis’in yerel ölçekli iş faaliyetleri için önemini yansıtmaktadır. Aynı Salihli’deki Berrak Oteli gibi Lidya-Sardes Lidya Dönemi maddi kültürünü dekorasyonunda ve binadaki çeşitli bölümlerin adlarında kullanmıştır. Sardeis’teki Artemis Tapınağı’nın Ion düzenindeki sütun başlıklarından esinlenmiş bir motif otelin ambleminde belirgindir. Bütün konferans odaları, restoranlar ve ortak alanların adları doğal topografyadan alınmıştır (örneğin Tmolos Restoran). Otelin bodrum katındaki sanat atölyesi Sardeis’a ilişkin arkeolojik yayınların bulunduğu gelişen bir kütüphaneye sahiptir. Otelin sanatçısı mozaikler, kapı levhaları ve heykeltraşi üzerine yayımlanmış kitaplardan ilham almaktadır. Burada da arkeologların uğraşları iş atmosferine nüfuz etmiştir ve otelde kalanların erişimi için imkân sağlanmıştır.

Lidya’nın, özellikle de Sardeis’in mirası Salihli sakinleri tarafından başka yollarla da anılmaktadır. Salihli Ticaret Odası’nın amblemi bir stilize endüstriyel çark, Artemis Tapınağı’ndan sütunlar, bir Lidya sikkesi, üzüm, pamuk ve dış kısımda tütün yaprağından oluşur. Salihli Belediyesi’nin ambleminde ise benzer motifler vardır: tapınak sütunu, üzüm ve su. Ayrıca Sardeis’teki hamam-gymnasium kompleksi (1960’ların büyük çaplı rekonstrüksiyon projesidir) Salihli’nin her yerinde görülen ana motiftir: Bölgesel belediye toplantılarında, yeni posta pullarının üzerinde üst başlığı sınırlayan Lidya sikkeleri ile birlikte yer alır; birçok restoran ve otelin ana motifidir.

Ticaret Salihli Odası yayınlarda, bölgenin doğal ve kültürel varlıkları bölgesel kimliğin bir parçası olarak sunulmaktadır. Bu kimlik Sardeis'i, Demirköprü Barajı'nın yukarısındaki prehistorik ayakizlerini, Alaşehir'deki St. Jean Kilisesi ve Kula'daki tarihi evleri içerir. Bunlara ek olarak bu kültürel varlıklar kendi doğal çevreleri içerisnde yer alırlar: Kula'nın ve Köprübaşı Gölü'nün Kapadokya'daki Peri Bacaları tarzındaki doğası gibi. Orta Lidya'da odak noktaları Marmara Gölü (Gygean), Bin Tepe (Anadolu'nın piramitleri olarak anılırlar) ve gölün güney kıyısında yer alan organik tarım köyü Tekelioğlu'dur. Öyle ki organik zeytin üreticilerinden bir tanesi Lidya geçmişini adında canlandırmıştır - Alyattes Organik Zeytinleri- ve amblem olarak da bir Lidya elektrum sikkesini seçmişlerdir. Şirketin reklam kampanyası hem Lidya'nın Alyattes ve Gyges gibi görkemli yöneticilerine hem de zeytinle zengin kraliyet etki alanlarına gönderme yapar.

Alyattes Organik Tarım Çiftliği ve işletmesi olarak sadece kendi zirai üretimimiz olan zeytinlerden elde edilen, organik zeytinyağı ve sofralık zeytinleri, ürün çeşitlerini birbirine karıştırmadan çevre ve insana saygılı bir şekilde tüketime sunmaktayız.

Lidya Krallığının (İÖ 9yy-4yy) başkenti antik Sart şehrinin 5 km kuzeyinde Antik çağın Gyges bugünkü Marmara Gölü kıyılarındayız. Organik çiftliğimiz Lidya kralları Alyattes (69 m.) ve Gyges (51 m.) in anıtmezarları arasında uzanmaktadır.

Markamızı dünyanın en zengin kralı diye bilinen Kresüs’ün (Karun) babası ve tarihin en uzun süre tahtta kalan krallarından Alyattes’ten aldık. (İÖ 619-560) Lidya krallığında zenginliğin asıl yaratıcısı da Alyattes idi. Çünkü; Alyattes’in bugünkü Ege bölgesinden daha geniş bir alana yayılan ve o gün dünyasının en geniş zeytinliklerini kapsayan krallığı ve Paktalos(Sart) çayının Tumolus (Bozdağ) dağından getirdiği altın bunu sağlıyordu.

Bir yandan, tahıl ,zeytin ve zeytinyağıyla o günkü dünya ticaretini elinde tutan Alyattes, altın madenleri ve fetihlerden elde ettiği ganimetle oğlu Kresüz’e gerçekten çok büyük bir zenginlik devretmişti.

İşte biz de bugün bu zengin topraklarda, ülkemizin en güzel zeytinlerini en doğal şekilde “organik” olarak yetiştirip sizlerin beğenisine sunma gayreti içerisindeyiz.

Yerel Alyattes Organik Zeyinleri dışında, bir Alman şirketi olan Rapunzel Naturkost Tekiroğlu’nda yeni bir ekolojik proje başlatmıştır. Şirket organik tarım girişimlerini sürdürülebilir gelişmeye çevirme yollarını aramaktadır. Ayrıca çeşitli termal merkezler, Gölcük dağ dinlenme tesisleri ve Adala Kanyonu Salihli bölgesinin kültürel mirası olarak vurgulanmaktadır. Bu kültürel ve doğal unsurların arasında şarap, üzüm, domates, kiraz, pamuk gibi tarım ürünleri ve bölgenin yerel lezzetlerinden Salihli odun köfte bulunmaktadır.

Lidya’da Kültür Mirası Yönetimi

Lidya’nın köklü bir miras geçmişi vardır ve buna her gün yenileri eklenmektedir. Yakın tarihin seyyahlarını Lidya’yı araştırmaya yönelten antik tarih anlatıları krali Lidya’nın şanını hatırlatır ve belki de şu an Orta Lidya’da araştırılan topluluklar gibi erken dönem halklarının varlığına işaret etmektedir. Bu metinler bir zamanlar bölgede yaşamış halkların faaliyetlerini ve doğal hayatın günlük hayatlarındaki ayrılmaz rolünü aktarmaktadır. Bu coğrafyalar ve geçmişin bilimsel açıklamaları günümüzü bilgilendirir. Son 50 yılda birçok alanda gelişim kontrolsüz sürmüş ve tarihî metinlerde sözü edilen ırmak ve çayların kirlenmesi ya da tıkanmasıyla sonuçlanmıştır. Yeni düzenlemeler ve girişimler bu bölgenin korunmasını taahhüt etmektedir. Doğal coğrafyayı koruma amaçlı konservasyon girişimlerinin gücü büyük olabilir. Türkiye Avrupa Peyzaj Sözleşmesi’ni imzalayan taraflardan biridir. Bu sözleşme coğrafyayı bir bütün olarak gören, doğal ve kültürel mirası içine alan bir metindir. Şehir ve taşra toplulukları yanında konservasyon ile bugünün ihtiyaçları arasında denge arayan ilgili bakanlıklar ve belediyeler planlama sürecinin bir parçasıdır. Lidya için ulaşılabilir hedeflere sahip bir işletme planı başlangıç olabilir. Coğrafyanın yerel halk tarafından nasıl algılandığı ve bilhassa estetik algıların tanımı ile değerlendirilmesi çok önemlidir.19 Batı kökenli politikalar estetik görüntülerin korunmasını vurgular. Orta Lidya için bu Bin Tepe’nin parçalı coğrafyası anlamına gelir: Çeşitli ürünlerin rotasyonunu (ekilmemiş araziler de dâhil), küçük köyler, Hermos Nehri’nin yıllık ve doğal hareketlerini, Gyges Gölü… Üstelik duyumsal unsurların hesaba katılması gerekir: zeytin yapraklarını sallayan, buğday tarlalarında süzülen ve gölün üzerinde kayan rüzgar gibi.

Ortak girişimin sonucu bütün katılımcıların artan bilgisi, çeşitli turizm projelerinin entegrasyonu ve farklı geçmişleri –Prehistorik, Lidya, Hellenistik, Roma, Bizans, Osmanlı ve Kurtuluş Savaşı- ve günümüzü görebilen geniş tabanlı bir kültürel miras koruması. Yerel topluluklar, özellikle arkeolojik alanların yakınındaki köyler projede yer alacaktır. Bu sayede kültürel miras sadece geçmişin aralıksız yağma ve tahribini devam ettiren ihtilaflı bir çıkmaz yerine iletişimin odağı olacaktır. Türkiye Avrupa Birliği ile entegrasyon yolunda ilerlerken kültürel miras sosyal birlikteliğin kurulmasında ve Avrupa Birliği ile uyumlu çok sesli bir geçmişi desteklemede önemli bir rol oynayacaktır. Türkiye’nin batısı ve bu diyalogun anahtarı olarak batı müzakerelerde kritik bir unsur olabilir.

Dipnotlar